Büyük bir bilim insanına, hayatında en çok neyin gelişimine katkı sağladığı sorulduğunda şöyle yanıt vermiş:
“Annem. Okuldan her döndüğümde bana ‘Bugün güzel bir soru sordun mu?’ diye sorardı. İşte beni ben yapan en önemli etken budur.”
Soru sormak, zekânın işlemesini sağlayan en önemli unsurlardan biridir. Eğer soru sormayı bırakırsanız ya da bir ortamda soru sormaya izin verilmezse, orada ne zekâ gelişebilir ne de bireyler kendilerini ifade edebilir. Sürekli cevap veren ama hiç soru sormayan bir toplum, geri kalmaya mahkûmdur.
Çocuklar Neden Soru Sorar?
Çocuklar doğaları gereği meraklıdır. 3-4 yaşından itibaren etraflarındaki dünyayı keşfetmek için sürekli soru sormaya başlarlar:
🔍 “Bu neden böyle?”
🔍 “Niçin böyle olmuş?”
🔍 “Nasıl çalışıyor?”
Bu sorular onların dünyayı anlama çabasının bir sonucudur. Eğer bir çocuk sorularına yanıt alamaz, susturulur ya da ilgisiz bir tavırla karşılaşırsa, bir süre sonra gerçekten susmayı öğrenir. Ve en kötüsü, susmanın rahatlık getirdiğini fark eder. Oysaki bir çocuğun zekâsının gelişebilmesi için soru sormaya teşvik edilmesi gerekir.
Soru Sormak Basit Bir Eylem Değildir
Soru sormak, sadece merakı gidermekten ibaret değildir. Gerçek bir soru sormak cesaret, kararlılık ve sorgulamanın sonucunu göğüsleyebilecek bir direnç gerektirir. Eğer kişi bu özelliklere sahip değilse, sadece başkalarının yanıtlarını dinleyen biri olmaktan öteye gidemez.
Gerçekten Soru Soruyor muyuz?
Sorgulayan, öğrenmeye açık bir toplum muyuz? Yoksa yalnızca klişe ve yüzeysel sorularla mı yetiniyoruz?
Buna dair eski bir anekdot vardır:
Bilgisayarların yeni bulunduğu dönemde, farklı milletlerden temsilciler yeni bir bilgisayarın karşısına geçip ona karmaşık sorular sorarlar. Bilgisayar ise kısa bir işlem sürecinin ardından her soruya net ve doğru yanıtlar verir. Sıra bizim temsilcimize geldiğinde ise şu soruyu sorar:
“Ne var, ne yok?”
Bilgisayar bu soruya anlam veremez. Uzun süre işlem yapmaya çalışır, fakat sonunda dumanlar içinde kalır ve iflas eder.
Bu, bir şaka gibi görünebilir ama aslında gerçeği yansıtıyor. Günlük hayatımızda birbirimize sorduğumuz soruların büyük bir kısmı anlam taşımayan, sadece boş konuşma niteliğinde cümlelerdir:
❓ “Ne yapıyorsun?” (Zaten görüyoruz.)
❓ “Nasıl gidiyor?” (Muğlak bir soru, cevabı genellikle “İdare eder.”)
❓ “İşler nasıl?” (Hangi iş olduğu bile belli değil.)
Bunlar, gerçekte bilgi edinmek amacıyla değil, sohbet başlatmak ya da sessizliği doldurmak için sorulan sorulardır.
Merak Ettiklerimiz Gerçekten Önemli mi?
Toplumda en çok sorulan soruların kişisel meraktan kaynaklandığını fark edebiliriz:
🧐 “Nerelisin?”
🧐 “Evli misin?”
🧐 “Çocuk var mı?”
🧐 “Ne iş yapıyorsun?”
Bu soruların amacı, çoğu zaman karşımızdakini daha iyi tanımaktan ziyade, onun hakkındaki fikirlerimizi netleştirmek ya da bir tür “güvenlik soruşturması” yapmaktır.
Çocuklara sorulan sorular da genellikle sığ ve yüzeysel olur:
👦 “Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?”
👧 “Büyüyünce ne olacaksın?”
👦 “Okul nasıl gidiyor?”
Bu tür sorular, çocuğun düşünce yapısını keşfetmekten ziyade, basmakalıp ve geçiştirmeye yönelik sorulardır. Oysa çocukların hayal dünyasını anlamaya çalışmak, onları keşfetmeye yönelik sorular sormak, onların gelişimine daha büyük katkı sağlayacaktır.
Soru Sormayı Kültür Haline Getirebilir Miyiz?
Bilim, sanat ve kültürle ilgili sorular genellikle bu konulara gerçekten ilgi duyan insanlar tarafından sorulur. Ancak toplumda yaygın olan şey, soru sormaktan çok cevap vermeye odaklanmaktır. Oysa gerçek gelişim, soru sormaya cesaret edebildiğimizde başlar.
👉 Eğer eğitim sistemimizde soru sormaya teşvik eden bir anlayış yerleşirse, gerçek anlamda bir öğrenme süreci başlayacaktır.
👉 Eğer toplum olarak soru sormayı bir kültüre dönüştürebilirsek, uygarlık yolunda önemli bir adım atmış olacağız.
Peki, sizin bugün sormak istediğiniz gerçekten iyi bir sorunuz var mı?
🌟 Işık ve sevgiyle… 🌟