Bir Umut, Bir Heyecan…
Yeni mezun gençlerin evlerinde bugünlerde benzer diyaloglar yaşanıyor:
Yeni Mezun: “Çok heyecanlıyım… İçim içime sığmıyor. Bu iş görüşmesi benim için çok önemli, hayatımın akışını belirleyecek.”
Annesi: “Ah yavrum, inşallah burası olur. Babanla birlikte çok dua ettik. O da, ‘Biz okuttuk, bundan sonrası artık onun becerisine kalmış’ dedi.”
Yeni Mezun: “Anne, bu iş olmazsa babam bana kırılır mı?”
Annesi: “Baban seni çok seviyor. Üzülür belki ama bilir ki burası olmazsa başka bir yer olur. Sen şimdi bunları bırak, görüşmeye odaklan.”
Bu diyalog, bugün binlerce yeni mezunun yaşadığı kaygının bir yansıması… Her biri büyük hayallerle mezun oluyor, gelecek için umut taşıyor. Ancak herkesin yolu aynı olmuyor.
🟢 Şanslı olanlar, güçlü aile referansları sayesinde iş bulabiliyor.
🟢 Bazıları, üniversite yıllarında edindikleri staj deneyimleriyle şirketler tarafından işe çağırılıyor.
🔴 Diğerleri ise staj yapma fırsatı bulamamış ya da kısa süreli deneyimler edinmiş, ancak mezun olduklarında iş dünyasının kapıları onlara açılmamış durumda.
Peki, iş bulma sürecinde gençleri neler bekliyor?
İş Arayışındaki İlk Engel: Deneyim Paradoksu
Yeni mezun, heyecanla iş ilanlarını araştırıyor. LinkedIn, kariyer siteleri ve sosyal medya platformlarında fırsatları kovalamaya başlıyor. Ancak karşısına çıkan ilk gerçek şu oluyor:
🔹 “Deneyimli adaylar tercih edilir.”
🔹 “En az 2 yıl deneyim şartı.”
Peki, deneyim kazanabilmek için önce çalışmak gerekmiyor mu? Bugün yönetici pozisyonunda olanlar, kariyerlerinin başında ilk fırsatı nasıl bulmuşlardı? Onlara bu şansı verenler kimlerdi?
Bir noktada hepimiz ilk işimize başladık. Eğer bugün iş dünyasında deneyimli profesyoneller varsa, bu fırsatlar geçmişte birileri tarafından sunulmuş demektir. O halde neden bugünün işverenleri, genç yeteneklere daha fazla kapı aralamıyor?
İşverenlerin Çelişkisi: Kalifiye Eleman Yok Ama…
Son dönemde şirketlerin işe alım süreçlerini yönetenlerden en sık duyulan serzeniş şu:
🔸 “Kalifiye çalışan yok. İstediğimiz niteliklere sahip birini bulamıyoruz.”
Ancak asıl soru şu:
💡 Kaç şirket, bu gençleri eğitmek için zaman ayırıyor?
Şirketlerin, yalnızca kendi ticari misyonlarına odaklanmaları yeterli değil. Aynı zamanda toplumsal bir misyon üstlenerek yeni mezunlara iş dünyasına adım atmaları için alan açmaları gerekiyor.
Bu misyonun özeti şu olmalı:
🚀 “Nitelikli ancak deneyimsiz gençleri iş ve toplum hayatına kazandırmak.”
Bu vizyona sahip olan bazı şirketler, gençleri üniversitenin 1. veya 2. sınıfından itibaren stajyer olarak bünyelerine katıyor. Teorik bilgiyi pratiğe dönüştürmelerine destek oluyor. Ancak bu şirketlerin sayısı yeterli değil.
Teori ve Pratik Çakışıyor mu?
Ülkemizde çok fazla üniversite ve her yıl mezun olan binlerce genç var. Ancak iş dünyasının beklentileri ile mezunların sahip olduğu beceriler arasında bir boşluk bulunuyor.
Günümüzde işverenler, işe giriş çıtasını giderek yükseltiyor. Bu durum, bazen yeni mezunlar için aşılması zor bir engel haline geliyor.
🔹 İşe alım yöneticilerinin en büyük hatalarından biri, sadece genel not ortalamasına, mezun olunan üniversiteye veya ana dal tercihlerine odaklanmalarıdır.
Oysa şirketlerin esas odaklanması gereken şu olmalı:
✔ İş pozisyonunun gerçekten ne gerektirdiğini netleştirmek.
✔ Deneyimli adayı aramak yerine doğru adayı yetiştirmek.
Bu bilinçle hareket eden işverenler, yeni mezunları işe alırken onlara eğitim süreçleri sunarak geleceğin nitelikli çalışanlarını yetiştirebilirler.
Çözüm: Gençlere Fırsat Vermek
Her yıl binlerce genç mezun oluyor. Hepsi de umutlarını yeşertmek istiyor. Ancak bu umutların filizlenmesi için iş dünyasının da onlara alan açması gerekiyor.
💡 Bakış açımız şu olmalı:
🔴 “Bu gençten bir şey olmaz.” ❌
🟢 “Bu genci nasıl eğitip şirketimize fayda sağlayacak hale getirebiliriz?” ✅
İş dünyası, deneyimli adaylar yerine geleceğin yeteneklerine yatırım yapmayı seçtiğinde, hem şirketler hem de gençler için çok daha güçlü bir gelecek inşa edebiliriz.
🌱 Yeni mezunlara şans verin, onların umutlarını yeşertin. Çünkü bugünün gençleri, yarının liderleri olacak.